Geçen yüzyılın ilk yarısında, çağdaş bir görünüşe kavuşmak için bir yığın “evrim ve devrim” yapmıştık. Şapka da bunun içindeydi, kravat, Frenk gömlekleri ve resmi bayram baloları da...
***
Derken nasıl olduysa oldu “2013” gibi “2”iyle başlayan yıllara giriverdik.
***
Önceki hafta, yani geleneksel Kurban Bayramı’nın başı ve sonuyla hafta tatilleriyle de birleştirilerek 9 güne çıkarılması sonucu; toplumca derin bir oh çektik. Yol kazalarında ölenlerle yaralananların yakınları hariç tabii.
***
Bayram tatili sırasında Vatan gazetesi, fotoğraflarla da çekiciliği güçlendirilmiş şu haberiyayımladı:
“22 karat altından tuvalet kâğıdı
Lüks yaşama artan ilginin yeni bir örneği de altından yapılmış bir tuvalet kâğıdı oldu. Bir rulosu 1.377 bin dolar değerindeki tuvalet kâğıdı internetten satışa sunuldu.”
***
Biz altınından vazgeçtik, kâğıdına bile alışık değiliz tuvalet kâğıdının.
Evrim ve devrimlerimiz, alaturka helâları değiştirmeyi göğüslemeye yetmemişti.
“İstiklal Marşı” şairimiz bile şapka giymeyi reddediyordu.
***
Bir cumartesi sabahı da kafa zımparalamaya kalkmayalım. Hangi olay ve konulara şaşırıp şaşırmayacağına vatandaşın kendi karar verir.
“Demokrasi dediğin de” zaten böyle oluyor.
***
Resmi ve milli bir bayramın 90’ıncı yıldönümünde “Marmaray” da Devlet’in üst kadroları tarafından işletilmeye açıldı. Ertesi gün de, çeşitli bozuklukların ortaya çıkmasıyla seferlerdurduruldu.
***
Şair Eşref sağ olsaydı da, ona:
- “Marmaray” hakkında ne düşünüyorsunuz, diye sorsaydık. Herhalde şöyle yanıt verirdi:
- Marmara olduğu yerde duruyor. “Ay ay” da, her zaman olduğu gibi bizim payımıza düşen.
***
Şair Eşref’e yine sorsaydık:
- Genç kuşaklar içinde tuvalet kâğıdına alışmamış kimse yok, sen ne diyorsun buna?
Sanırız şöyle diyecekti:
- “Çağdaşlık” bir türlü “başlar”dan başlayamadı; hiç değilse kıçlardan başlıyor. Böylece bizler de “Uzay Çağı”na layık olacağız. Yaşasınnnn...
- Kim yaşasın?
- Ömrü olan... Şak şak şak...
***
Refik Tiniş’den de bir fıkra:
“Temel İstanbul’a gelmiş, yürüyormuş. 5 dakikada bir, top atışları duyuyormuş.
Temel merak edip sormuş:
- Hemşerum haçan ha bu top atişlari neyun nesudur? Diye...
Kraliçe Elizabeth’in gelmesi sebebiyle top atışı yapıldığı anlatılmış kendisine.
Aradan yarım saat geçmiş, top atışları hâlâ sürüyormuş.
Temel kendi kendine söylenmeye başlamış:
- Ula yarım saattir bir karıyı vuramadılar.
***
Çağdaşlaşmaya karar verdiğimiz yıllarda, en moda laf şuydu:
- Türk’e Türk’ten başka dost yok.”
***
Neden öyle diyorduk acaba, hâlâ düşünen var mı?
Yoksa onu da, Nasrettin Hoca’ya mı sorsak?




















